Ahmet Nuri Çağdaş, Türk Müziği’ni Anlattı

0
1728

Türk musikisinde başarılı projelere imza atan ve adından sıkça söz ettiren Müzisyen Ahmet Nuri Çağdaş ile Denizli Güncel Sağlık ekibimiz röportaj yapma fırsatı buldu. 

Denizli Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı bünyesinde çalışmalar yapan ve Türk Sanat Müziği sanatçısı olan Ahmet Nuri Çağdaş, Denizli Güncel Sağlık’a açıklamalarda bulundu. Eğitim hayatından müzikle tanışmasına kadar çarpıcı açıklamalarda bulunan Çağdaş, Türk Sanat Müziği’nin aynı zamanda sağlık açısından önemli işlevi olduğunu belirtti.

Çağdaş’ın eğitim hayatı nasıl geçti? Müzikle nasıl tanıştı? Denizli Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarı hikayesi nedir? “Müzik Öğretmenimin Hakkını Ödeyemem” dediği kişi kim? Çağdaş, gençlere hangi tavsiyelerde bulundu? Türk Sanat Müziği’nin sağlık için yararları nelerdir? Müzik manevi bir ilaç olabilir mi?

İşte Ahmet Nuri Çağdaş ile röportajın tamamı;

Ahmet Bey, başarılı bir müzik kariyeriniz olduğunu biliyoruz, önce sizi tanıyalım. Ahmet Nuri Çağdaş kimdir?

1987 yılı İzmir doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi İzmir’de aldım. Ud’a lise yıllarımda başladım. Daha geçmişe gidersek ilkokul 4’e dayanıyor. Sonrasında gittiğim kültür merkezinde akranlarımın olmayışı yani hep büyük yaşlı kişilerin oluşu beni biraz bu konuda geri itti. Kültür merkezinde udu tutmayı öğrendim, küçük küçük şarkılar çalıyordum ama nedense gitmeyeceğim diye yerlere atıyordum kendimi. Birkaç sene sonrasında ortaokul yıllarımda İzmir’de Milli Eğitim’in oluşturduğu bir gençlik korosu kuruldu. Burada sınavla alındı öğrenciler. Başvuruların son günü teneffüste müzik öğretmenim gelip de sırama kadar gelip dedi ki: “Ahmet, sen yetenekli bir öğrencimizsin, böyle bir durum, var gitmek ister misin? Ben öğretmenin olarak seni, bu koroda görmek isterim” Bu şekilde koroya başladım.

“MÜZİK ÖĞRETMENİMİN HAKKINI ÖDEYEMEM”

Bu günlere gelmenizde sizi yetiştiren emektar hocaların katkısı nedir? 

Müzik öğretmenim bu konuda beni bu yola sevk eden kişilerden biridir. Hakkını ödeyemem, halen görüşürüz kendisiyle. Sağ olsun, çok da iyidir. Velhasıl o şekilde başlayıp, bugünün belki temelleri oradan atılıyor. Hayatın işte biraz belki dünya küçük diyoruz ya, orada kuruldaki hocalarımız Selim Öztaş, Neşe Öztaş ve diğer hocalarımız, Mehmet Dönmez, Işıl Dönmez, Gülten Yayın… Hep bir arada olacağımız, hep bizi gözetleyecek ve bize yol gösterecek hocalarımız oldular sonrasında. Lise dönemlerinde udu  geliştirmeye devam ettik. “Üniversite ne olmalı? Nasıl bir şey olmalı?” diye düşünürken benim aklımda tek bir şey vardı: “Konservatuvar.” İlk sene İTÜ, Ege Üniversitesi’nin sınavlarını denedim. İTÜ sınavlarında başarılı olmama rağmen baraja giremedim. Ege Üniversitesi’ni kazandım 2005 yılında. Sonrasında 2010 yılında mezun oldum. Tabii o arada bütün yoğunluklar içinde geçti İzmir’de. Dediğim gibi okul bir yandan, korolar bir yandan. Biraz biraz tabii, elimiz saz tutup, sesimiz bir şeyler söylediğinden dolayı piyasadaki işlere gidiyorduk. O şekilde kazancımızı yapıyorduk. Sonrasında 2010 yılında mezun olduktan sonra, Selim hocamız (konservatuvarın sanat yönetmeni-İzmir radyosu emekli şefleri eşi izmir radyosu ses sanatçıları ve spikeri Neşe Öztaş) hep görüştüğümüz hocamız hep bizi gözetlerdi, kollardı. 1-2 sene İzmir’de kaldım ve bu süre zarfında iki korom vardı, halen de devam ediyorlar.

“BEŞ YILDIR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE KONSERVATUVARINDAYIM”

Denizli Büyükşehir Belediye Konservatuvarı döneminiz nasıl başladı?

Denizli Büyükşehir Belediye Konservatuvarı’nda böyle bir ud eğitmenliği ve Selim hoca yardımcısı olarak görüyor beni. “Bu şekilde bir durum var gelir misin Ahmetcim” diye söyledi. Eee bize emir telakkidir o. Estağfurullah hocam diye işe başladık 2012 yılında. 2016, 2017 işte 5. Senenin içindeyiz.

“GENÇLER ÜNİVERSİTE MEZUNU OLMAK İÇİN OKUMASINLAR”

Üniversite hayatında gençlere önermek istediğiniz var mı?

Kesinlikle, üniversite okumak, üniversite mezunu olmak biraz yani rahat konuşmuş olurum. Üniversite mezunu olmak için okumasınlar. Üniversite mezunu olmak artık günümüzde herkesin yapabildiği. Yani bir lise mezunu, bir ortaokul mezunu nasılsa üniversite mezunu da günümüzde o. Bunun ilerisine gidebilmek tabii güzel. Yüksek lisansı, doktorası, ilerleyen kısımları profesörlüğe kadar tamam güzel.  Ama en başında lisans bölümünde bence çok çalışmaları gerek, bireysel çalışmaları gerek. Tabii biz de gittik kafesine, ama genelde biz iş üzerine giderdik. Ud çalıp, solistlik yapardım ben, yanımda arkadaşlarımı alırdım.

“GENÇLERİMİZ ÖZGÜVENLİ OLMALI”

Gençlerimiz biraz o özgüveni daha başka bir şeye çevirmiş oluyorlar. Yani özgüvenli olalım, ayağımızı yere tam basamayız ama o özgüvenimizi de bizi yaralayacak şekilde kullanmamamız lazım. Akılcı ve dikkatli adımlar atmak lazım ve bu adımlar içinde her zaman ve her zaman çalışmak en önemlisi, çok çalışmak lazım. Severek yapmak lazım, Özellikle ülkemizde bu sıkıntılar var. Yani her üniversite mezunu istediği işi yapabilir, diyemiyorum. Ben bu konuda kendimi şanslılardan hissediyorum. Çünkü gerçekten ülkemizde istediği işi yapamayan kişi sayısı çok fazla.

“MÜZİK OLUMLU DERECEDE KİŞİSELLİĞİ SAĞLIYOR”

Türk Sanat Musikisi’nin mesleğinizin yanısıra kişisel olarak size katkısı ne oldu?

Türk Sanat Müziği ile uğraşıyorum ancak müzik denince hepsini içine alabiliriz. Batı müziğini alabiliriz, Halk müziğini alabiliriz, Sanat müziğini alabiliriz. Özellikle bu 3 müziği söyleyebilirim. Diğer müziklerde belki işin içine girerler. İster bu müziklerle ilgilenen çocuk olsun, ister büyük olsun; ister istemez farkında olmadan da olsa belli bir adaba girmiş oluyor. Yani belli bir kişisel formları var. Bu formlar üzerinden siz zaten devam ediyorsunuz. Tabii ki, bu şeyin yanında insanoğlu için her şey dört dörtlük değil. Ben hocalarıma da bu vesileyle çok teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım. Çünkü rastladığım ve feyz aldığım hocalarım bana sanat adına bir şeyler öğreten, öğretmeye çalışan ve bu konuda kendini feda eden hocalarım, gerçekten çok örnek alınacak hocalardı. Halen görüşürüz hepsiyle, halen konuşuruz. Dediğim gibi bu bağlamda öğretmenler de çok önemli. Öğretmenlerimizde bize her konuda yardımcı olan kişilerdi, özellikle üniversite için konuşuyorum. Üniversitedeki hocalarımızın hepsine buradan selam olsun diyelim. Genel anlamda müziğin kişiliği yapılandırması adına baktığımızda kesinlikle ruhsal, bedensel bütün hareketleri müzik bu konuda çok faydalı ve olumlu derecede kişiselliği sağlayan bir faktör.

“MÜZİK RUHSAL TERAPİDİR”

Müzik sizin hayatınızı etkiledi mi?

Bu konuda müziksel geçmişime bakarsak, ben ud çalmaya 4. Sınıfta başladım dedim ama daha evvelinde 4-5 yaşlarında işte yastığı elime alıp, Anılar’ı çalıp söyleyen işte köyde ot süpürgesini alıp Ud’un sapını, tellerini yapıp anneannelerimin kerpiç evine merdivenlerden yukarı çıkıp ailemin alkışı içinde selam verir Anılar’ımı çalıp, okurdum onlara. Bunlar bir şeyler gösteriyor zaten. Çocuktan al haberi derler ya, çocuk size mesajlar veriyor. O mesajları görebilmek, o mesajları doğru tahlil edip doğru bir yola çocuğu yönlendirebilmek önemli. Benim ailem bu konuda özellikle annem, anneannem bu konuda çok doğru yönlendirdiklerini düşünüyorum. Sonrasında da dediğim gibi 4. sınıfta bu yönlendirmelerin sonucunda bir ud alındı ve bugüne kadar geldik. O zamanlarda da hocalarımıza falan her bir şekilde gidip geldik, koşturduk. Konservatuvar yıllarımda da aynı şekilde devam ettim. Ama müziği her duygu için konuşabiliriz. Çok sıkıntılı olduğumuz zamanlarda, ben en çok yalnız başıma bunu yapmayı daha çok severim, yalnız kaldığımda daha çok severim. Kendimi iyi hissetmediğim zamanlarda, akşam evde kapatırım ışıklarımı alırım udu elime o beni rahatlatır, o beni gezdirir, dolaştırır, gitmek isteyip de gidemediğim yerlere götürür. Yani bir anlamda bir terapidir, kesinlikle… Tabii ki tıp anlamında burada bir şeyler konuşmak çok yanlış olur. Yani bilimsel olarak konuşmak yanlış olabilir ama benim burada terapiyi söylememin nedeni ruhsal terapidir.. Gerçekten ben işin içinde olduğum halde, bizde sonuçta insanız, duygusal dönemlerimiz oluyor. Sanatçılar daha da duygusal olur derler zaten. Çok ciddi söylüyorum bu söylediğimi, kapatıp ışıkları alıp elime udumu, gözlerimi kapatıp gezindiğim oluyor yani. Çok güzeldir, tavsiye ederim.

“MÜZİK SİZİ ALIR, BİR YERLERE GÖTÜRÜR”

Başka yerlerde size söylerler, şimdi ormandasın, şimdi deniz kıyısındasın ya sen belki deniz kıyısına gitmek istemiyorsun o ruh halinle. Ama müzik içinde kendi kendinize kaldığınızda kendiniz nereye gitmek istiyorsanız oraya gidersiniz. Ya orman, ya deniz kıyısına… Müzik sizi götürür, oraya götürmeye yardımcı olur. Siz kendiniz gidersiniz, sizin gönlünüz, duygunuz bunu ister müzik size yol olur. Bu naçizane benim fikirlerim tabii ki.

“MÜZİĞE SEVGİYLE BAKMALI”

Müzik ve Sağlık arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlarsınız?

Müzik her zaman için benim gözlemlediğim: “Müzik; iyiye, güzele ve doğruya yönlendiriyor; Müzikle uğraşmak demek ister istemez o kişinin dediğim gibi iyi şeyler yapmasını, güzel şeyler yapmasını ve bunun sonucunda da doğru şeyler yapmasını…” Sonuçta sevgi en güzel şey, saygı en başta sağlık bunu konuşuyoruz ama sonrasında da sevgi desek yeri herhalde. Sağlıkla sevgiyi biz bir arada tutmaya başardığımız zaman dünyada savaş diye bir şey kalmayacak. Müzik sevgiyle bakmanın en güzel yollarından bir tanesi.

“MÜZİK DİNLETİLERİMİZ ÖĞRENCİLERİMİZE ÖZGÜVEN AŞILIYOR”

Öğrencileriniz arasında müzik ile beraber kişisel hayatında kendini geliştiren var mı?

Sadece Denizli için düşünmeyelim bunu, genel düşünürsek öyle öğrencilerimiz tabii oluyor, olmuyor değil. Genel olarak düşünelim, ud üzerinden konuşursak belki 1-2, biraz zorlamam lazım kendimi çünkü süreç meselesi. Tabii ki gelen küçük öğrencilerimden ilerleyen var. Burası için şunu verebilirim örnek olarak, bir yıllık dersler sonucunda yukarıdaki İcra Salonu’muzda öğrenci dinletileri olur. Mesela o dinletiler, tüm öğrencilerimizi bir özgüven aşılamasıdır ve 1 yıl boyunca çalıştığı eserleri burada sergilemesi. Sonrasında o alkışı alması ve o alkış duygusuyla o özgüveni sağlaması sazına karşı, sazıyla o dostluğu yansıtabilmesi ve kurabilmesi adına önemli bir şey.  Bu belki bir örnek olabilir. Çünkü gelen öğrencilerimizin içinde tabii ki benim ya da diğer hocalarımızın öğrencilerinde bu şekilde dediğim gibi çeşitli utangaçlıklar ya da sinirlilik halleri olabiliyor, bunlar gayet normal. Ama müzik bunların hepsinin ilacı oluyor. Müzik ruhun gıdasıdır diye boşuna söylenilmemiş. Ruhumuz için gerçekten bunu hissetmek lazım. Bu, o seslerin vermiş olduğu enerji belki de bunu hissetmek lazım. Hissederek, ilgilenmek lazım.

“ÖĞRENCİLERİMİZE IŞIK TUTABİLİYORSAK NE MUTLU BİZE”

Bu konuda öğrencilerinizle yaşadığınız bir anınız var mı?

Evet, İzmir’de 3 tane koro çalıştırıyorum. Burada da korolarım var. Buradan örnek verelim. Bir öğrencimize diyorum ki haydi beraber bir şeyler okuyalım ya da bir şeyler bakalım. Bu konser sen oku, bir solo yap bakalım. Aaa hocam ben hiç solo yapamam, hayır, lütfen, istemiyorum. Yok bir şey, çıkacaksın bir şarkı okuyacaksın. Hayır hocam, lütfen. Sen gel biz beraber çalışalım. Sesi güzel biliyorum, onu da yapabilecek kapasitede ama kendisinde bir özgüveni yok, yapamaz durumda. Hayır, olacak, olmayacak, olacak, olmayacak derken en son -tabii biraz da hocalığımızın verdiği tatlı sert biraz bir emri vakii durumlarda olabiliyor- bazı zamanlarda. İşte, küçük bir şarkı seçip çok fazla zorlamayacak, çok fazla yormayacak şarkı seçip baştan haydi bu şarkıyı siz okuyun gibi bir ifadeyle, illa bu koro için konuşmayalım bu bütün korolarda olabilir. Bütün hocalarımız bunu yapıyordur.  İşte burada, o çekingenlik duygusu. Mesela birebir yaşadığım şeydir. Bu şekilde birkaç öğrencimi konserde okuttum. Konser sonrası gelip bana ben bunu çalıştım dinler misiniz diye hemen kendilerinin geldiği olmuştur. Ya da gelip de benden çok hatta bir tanesini hiç unutmam. Biraz gözü yaşlı bir şekilde söylemiştir. Hocam, ben hiç solo yapamıyordum, siz bana solo yaptırdınız diye öyle bir sarılarak duygusal bir an olmuştu. Bunlar müziğin getirdiği şeyler, biz sadece aracıyız. Biz sadece o yolu aksettirebiliyorsak, öğrencimizin önüne ışık tutabiliyorsak ne mutlu bize.

“OSMANLI İMPARATORLUĞU MÜZİKLE TEDAVİYİ KULLANMIŞ”

Türk  Sanat Musikisi’nin sağlığa yararı olduğu söyleniyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Açıkça konuşayım, bu konuda çok fazla araştırmam olmadı, şimdiye kadar. Biz daha çok müziğin sahnede yapılan şekliyle ilgilendik. Bizim de elimizde bazı bilgiler var, nedir bu bilgiler internetten çeşitli kişilerin yazmış olduğu, çeşitli kitapların getirmiş olduğu bilgiler… Ben ama müzikle tedavi olduğuna inananlardanım. Kimisi inanmaz, ya aman olur mu öyle şey diyen olabilir. Kesinlikle, ben her şeyi bırakalım da müzikle tedaviye yönelelim demiyorum. Örneğin, amansız bir hastalık diyelim. Bu hastalıklarda tedavisinin yanında bu tarz müzik dinletimleri yapılabilir, canlı bir şekilde. Bu yapılan müziklerle deneme yanılma yöntemiyle belki, bir rast makamını dinledi, bir sabah makamını dinlettin dinlemeden önceki bilimsel haliyle dinledikten sonraki bilimsel hali. Ne, nereye vardı. Eksi mi, artı mı? Nereye gitti? Bu şekilde olayların olması. Osmanlı bu konuda müzikle tedaviyi kullanmış. Müzikle tedavi kesinlikle olması gereken bir şey.

“MÜZİK, RUHSAL HASTALIKLAR BAŞTA OLMAK ÜZERE MANEVİ BİR İLAÇ OLABİLİR”

Günümüzde böyle bir şey olabilir mi?

Ben, şöyle bir şey anlatmak istiyorum. Üniversitemizin konservatuvarımızın konferans salonunda her öğlen aralarında dinletiler, söyleşiler olurdu. 2009-2010 yılları arasında, son senemizde okula bir doktor sunum yapmak için geldi. Konu müzikle tedavi. İsmini hatırlayamıyorum ama gelen doktor bey, kuruluş aşamasında böyle bir şeyin olduğunu ve bunu bütün hastanelere götüreceğini, eğer kabul olursa canlı şekilde mesela, herhangi bir hastanenin doktoru. Müzisyen de o hastanenin bir personeli olacak. Müzisyenin görevi o hastanın başında müzik yapmak olacak. Bunu oturtmaya çalışıyordu doktor bey. Anlattı bize, istihdam açısından da önemli. Tabii istihdam konumuz değil, istihdam başka bir konu. Sadece ruhsal hastalıklarından tutun, bütün hastanelerimizde şimdi doktorlarımızın ilgilendiği, iyi etmeye çalıştığı bütün hastalıklara karşı kullanılabilir bir silahtır diye düşünüyorum, iyi anlamda tabii. Müzikle tedavi bence uygulanmalı. Bu konuda fazla araştırmam olmadığı için bir şey söylemek doğru değil. Kendimden yola çıkarak söylersem, benim doktorum mesela müzikle mi ilgileniyorsun diye sorunca evet dedim ve aferin sana sen kendi tedavini bulmuşsun diye cevap verdi bana. İzmir Bozyakı Hastanesi Nöroloji Şefi bunu söyleyen. Hani öyle stajyer bir doktor değil. Bu şekilde olayları duymuşken müzikteki bu enerjiyi kullanmak lazım.

“MÜZİK, SAĞLIK ALANINDA KULLANILMALI”

2009 yılında verilen konferanstaki doktorun söyledikleri beni çok etkiledi. Türkiye’de müzik adına konuşmamız gerekirse müzisyenlerin çok fazla iş sektöründe bulunma adına çok fazla da şansları yok, müzik öğretmenliği dışında. Üniversitelerdeki öğretmenlik bölümleri dışında konservatuvar müzik öğretmeni yetiştirmiyor; konservatuvar toplumdaki müzik seviyesini daha yukarı çekebilecek sanatçılar yetiştirmeye çalışıyor. Sanatçı olma yolunda ilerliyordur tamam eyvallah ama her konservatuvar mezunu da çok iyi yerlere geldi, bir şeyler oldu gibi algılanmaması lazım. Üzerine kişinin kendini geliştirmesi ve gelişimlerinin üzerinde topluma kendisini göstermesi gerekiyor. Yani her konservatuvar mezunu da alıp da diplomayı işte ben mezun oldum haydi bakalım, ben şunu yaparım, bunu yaparım demesi pek doğru değil diye düşünüyorum. Velhasıl, konservatuvardan mezun olan bir öğrencimin sağlık alanında işinin olmasından memnun olurum. Gerçekten, yani çünkü biz burada da hani belki soyut anlamda ama sonuçta duygusal olarak iyi şeyler yaptığımızı düşünüyoruz. Yani, müzikle uğraşmanın biraz öncede söyledik çok büyük etkileri var. Müzik çok güzel ve çok iyi bir silah bu konuda, sevgi silahı. Müziğin bu seviyede bence tıp anlamında da çok dikkatli bir şekilde gidilip iyi sonuçlar vereceğini düşünüyorum. Birçok doktor zaten müzikle uğraşıyor baktığımızda. Birçok doktor hastasına müzik dinleyin, çeşitli aktiviteler yapın diyor diye biliyorum. Ben çevremde hep öyle duyuyorum çünkü. Yani müzik bu bağlamda, sağlık açısından da kullanılması gereken çok büyük bir sevgi ilacı diye düşünüyorum.

“SÖZSÜZ ESERLERDE ÇİZECEĞİMİZ RESİM FARKLIDIR”

Sazlı eserler ile sözlü eserler arasında sağlık yönünden fark var mıdır?

Buraya gelenlerde sadece enstrümanı çalanlar değil, eserleri seslendirenler, yöneten de… Hepsi, müzikle ilgilenen kişiler, dediğim gibi. Daha özgür olmak adına konuşulursa yaşamak diyoruz, mesela şarkı, sözlü eserler dediğimiz zaman bizi mesela sözleri kısıtlar. Melodisi vardır tamam. Ama melodinin içindeki söz mesela bir bahar akşamı rastladım size dediği zaman siz kışa gidemezsiniz, yazın bir deniz kenarına gidemezsiniz. Bir bahar akşamı diyor zaten. Bahar akşamına gitmek durumundasınız. Sevinçle bir telaş içerisindeydiniz, derinden bakınca gözlerinize neden başını öne eğdiniz?  Şu an hepimizin önünde bu tablo belirdi. Bu resmi çizdik. Ama saz eserleri dersek, yani sözsüz eserler dersek hepimizin çizeceği resimler farklı olur. İşte burası bence önemli noktalarından, sağlık adına da. Bu çok güzel bir şarkı, tabii ki onun için konuşmuyorum. Sözlü eserler için konuşuyorum. Şunu söylemek istiyorum: “Olur ki ilerde belki müzikle tedavi durumunda adımlar atılır, bir şeyler yapılabilir. Dinleyen hastalara da kendi istediği yerlerde dolaşma hazzına ulaşması gerekir diye düşünüyorum.

“ÖNEMLİ OLAN BİLİNÇLİ AMATÖR KALABİLMEK”

Denizli’de ve Türkiye’deki Türk Sanat Musikisi’nin durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Denizli dersek daha rahat cevaplarım ama Türkiye dersek biraz daha eksik gördüğüm şeyler var, naçizane. Denizli, ben 5 sene önce ilk defa geldim Denizli’ye. Daha evvelinde Denizli’ye bir gelmişliğim yok. Ama benim gördüğüm birçok çevre iline göre müzik adına çok daha güzel şeylerin, büyük organizasyonların yapıldığı, özellikle Belediye Konservatuvarı sanat müziği adına konuşacaksak çok büyük rol almış, 80’li yıllardan bu yana o rolü devam ettirmiş ve halen devam ettirmek de, daha da iyi bir şekilde İnşallah devam ettirecek. Yapılan konserler önemli. Halkımıza kendimizi anlatabilmek, sanat müziğimizi, halk müziğimizi ya da batı müziğini sevdirebilmek adına kültürümüzü ve diğer kültürleri sevdirebilmek adına önemli. Ama bununda ötesinde bizim kendimize bir amaç bir görev edindiğimiz bizim konservatuvarımıza gelen öğrencilerimizin, özellikle küçük yaştaki öğrencilerimizin ileride nasıl bir eğitim veririz ki öğrencimiz -örnek veriyorum- 10 yaşında geldi 20 yaşında artık bir meslek seçeceği sırada tam üniversite döneminde ister konservatuvarı seçip sanatçılık yolunda ilerlesin ister diğer meslekleri seçsin. Onun yanında bu 10 sene içinde almış olduğu eğitim onu bir yere getirsin ve o yerden yan dal olarak devam etsin. Amatörlük de çok güzel bir şey. Önemli olan bu amatörlüğü yaparken bilinçli yapabilmek, bilinçsiz amatörler değil. Yani ne yaptığını bilen ne dinlediğini bilen ne dinlediğinde ne almak istediğini bilen neden dinlediğini bilen nesiller yetiştirmek amacındayız. Bu amaç Denizli’de beni gerçekten heyecanlandırıyor. Böyle öğrencilerimiz var. İleriye dönük yatırımlar kendilerinde böyle yatırım yapılabilecek öğrencilerimiz var. Nereden çıktı konu? Denizli Belediye Konservatuvarı’nın yaptığı faaliyetlerden çıktı. Daha doğrusu müzik faaliyetlerinden çıktı. İşte, Denizli’deki müzik faaliyetleri, konser vermek, çeşitli etkinliklere katılmak. Bunlar çok güzel şeyler. Ama biraz önceki söylediğim amacı misyon edindiğiniz zaman zaten konser gelecektir, zaten etkinlik gelecektir. Öğrencinize diyeceksinizdir ki, yarın biz şurada konser veriyoruz, haydi al sazını gel. Konser vermek bu olacak sonra. Tabii ki çalışacağız. Ama asıl özünde yatan çocuklarımızı yetiştirebilmek. Bugünün popüler kültüründe vitrin önüne getirilen bizim önümüze sunulan bunu yiyeceksin bunu dinleyeceksin bunu yapacaksın diye bize belki de bir yerde dikte ettirilen şeylerin farkına varmaları gerekiyor çocuklarımızın. Biz de müzik adına hiç olmazsa bu konuda onların farkındalıklarını yaratmak amacındayız.

“DENİZLİ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE KONSERVATUVARI GİBİ SAYILI KURUMLAR VAR”

Türkiye’de de bunun aynısı olmalı. Denizli bunu kendi adına yapmaya çalışıyor ve yapmaya devam edecek. Ama Türkiye’de bence Denizli Belediye Konservatuvarı gibi tabii ki elle sayılır konservatuvarlarımız var, Bursa Belediye Konservatuvarı var, Gaziantep’te var, Antalya’da var. Faaliyette olup olmayıp birçok ilde olabilir. Bilmiyorum, tam olarak. Ama ben bugün Türkiye’de bir yetki merciinde olsaydım herhalde, her ile böyle bir Belediye Konservatuvarı kurmakla başlardım işe. Bundan kastım, bu kadar büyük veya bu kadar kapsamlı olmak zorunda değil ilk kuruluş aşamasında. Küçücük bir yerde olabilir. Konservatuvar mezunları var, ülkemizde var, yok değil. Bugün başka iş yapmak zorunda kalan konservatuvar mezunumuzda var çok fazla. Bu tarz Belediye Konservatuvarları, Belediyelerin bir statüsünde gelişip, her Belediye’ye görev verilip, nasıl bazı şeyler Belediyelerin yapma zorunluluğu içindedir bu da öyle olmalı. Dönüp dolaşıp aynı şeye geliyoruz. Müziğin silahına, müziğin gücüne ve müziğin enerjisine dönmüş oluyoruz. Müziğin enerjisini biz doğru yönde kullanmalıyız.  Tamam çeşitli kurum ve kuruluşlar var. Ama kurum yapmakla olmuyor. Örnek veriyorum, herhangi bir şehrin bir köyüne ulaşmış olamıyorsunuz. Oradaki o çocuğa ulaşamayabilirsiniz. Bu bağlamda her çocuğa ulaşmak için her yerde küçük küçük konservatuvarlar kurulmalı. İlla sonunda müzisyen de yetişmeyecek. Ama en başından beri konuştuğumuz amacı güdecek işte. Müzikle insanların ruhunu, insanların hayatlarındaki verdikleri anlık tepkileri, verdikleri bütün kişisel tepkileri hepsini bir derecede daha iyiye götürmeye çalışacak. Bu zamanda Türkiye’nin refah seviyesi yüksek, bilinçli bir toplum yetişmesini öngörüyorum bu bağlamda. Bunun sonucunda tabii ki bütün konularda daha ılımlı, cinayetlerin olmadığı ülke halini alacaktır diye düşünüyorum. Türkiye’de müzik bence böyle. Sanat, sadece konser vermek değil. Konser tabii ki çok büyük bir yerini kapsıyor, eyvallah. Ama şimdi şunu düşünelim, bir futbol takımı maç yapıyor, kazanıyor maçı. Ama alt yapısından oyuncu yetiştirmiyorsa futbol takımı kaybolmaya mahkumdur. İşte benim söylediğim de bu. Her bölgeye konservatuvar kurmak lazım. Her bölgeden 10 tane sanatçı çıkmaz. 1 tane çıkar, 2 tane çıkar. Ama o ülkeye yeter.

“DENİZLİ GÜNCEL SAĞLIK AİLESİNE MÜZİĞE VERDİĞİ DEĞERDEN DOLAYI TEŞEKKÜR EDERİM”

Son olarak Denizli Güncel Sağlık Ailesi’ne söylemek istediğiniz ve eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Teşekkür var, en başta. Çünkü gördüğüm ve gözlemlediğim kadarıyla çok güzel şeyler yapılıyor. Güzel şeylerin yapıldığı bugün benim bulmayabilirdiniz, başka bir hocamı da bulabilirdiniz, sanat adına başka bir kişiyle de konuşabilirdiniz. Benimle görüşmeye  başladığınız günden beri sanata verdiğiniz değer ortada. Bu bana verdiğiniz değer, bana verdiğiniz saygı değil SADECE, benim de size çok büyük bir saygım var. Ama söylemek istediğim müziğe verdiğiniz saygıdır bu, değerdir. Gerek Sanat Müziği’ne, gerek Halk Müziği’ne, gerek Batı Müziği’ne… Bu anlamda bir teşekkür ediyorum. Çok güzel, bundan sonrasında da İnşallah devam etsin diye düşünüyorum. Yani ben her zaman elimden geldiği kadarıyla, sizler arz ettiğiniz, istediğiniz kadarıyla ben de elimden gelen her şeyi yapmakla mükellefim.