Güçlü Kadın, Cemal Süreya’yı Anlattı

0
10563

Türk sanatına damgasını vuran şiir ve edebiyat ustası Cemal Süreya’nın kızı Gonca Sağnak ile Denizli Güncel Sağlık ekibimiz röportaj yapma fırsatı buldu.

Geçtiğimiz günlerde Denizli’de Ören Yeri Sanat Evi’nde yakın arkadaşı Nuran Çağdaş Ören ile beraber çalışmalar yapmak ve “Yaşama Sanatı” etkinliği için Denizli’ye gelen Gonca Sağnak kapılarını Denizli Güncel Sağlık için açtı. Ekibimize konuşan Sağnak, kendi hayatından Cemal Süreya’ya kadar çarpıcı açıklamalarda bulundu. Kanser hastalığını da yenmeyi başaran Sağnak kendi hayatını kanserden önce ve sonra olarak iki dönem olarak ayırıyor. 10 yıl önce yakalandığı cilt kanseri nedeniyle 4 kez ameliyat olan, 34 kür radyoterapi, 39 kür de kemoterapi gören Sağnak, kanser hastaları için moral olduğu kadar umut da oldu. Gençlere de öğütler vermeyi ihmal etmeyen Sağnak aynı zamanda iyi bir sosyal medya okuryazarı.

İşte Gonca Sağnak ile röportajın tamamı;

“HİÇBİR ŞEY ÇÖZÜMSÜZ DEĞİLDİR”

Gonca Hanım, öncelikle Denizli’ye hoşgeldiniz. Denizli Güncel Sağlık okurları sizin kim olduğunuzu merak ediyor. Sizi tanıyabilir miyiz?

En çok zorlandığım soru bu. Kendimin neresinden başlayayım? 60 yıllık bir yaşamım var; kanserden önce, kanserden sonra… (Böyle mi başlayayım?) Aslen İstanbul’luyum. Kanserle tanıştım, hayatım değişti. İşimi, eşimi, aşımı kaybettim. Ama yine de elimden geldiğince yaşamaya devam etmeye çalışıyorum. Yine resim yapıyorum, yine desen yapıyorum, çeşitli etkinliklere katılıyorum. Hiçbir zaman yorganı başımın altına çekip de bitti bu hayat demedim. Böyle yapanları da şiddetle kınıyorum. Hiç kimsenin kendini bırakma gibi bir lükse sahip olmadığını düşünüyorum. Önüme ne gelirse onu yaşamak: Önüme böyle bir şey çıktı. Bunun için ne yapabilirim? Şunu yaparım, şunu yaparım, şunu yaparım… Olmuyor mu? Olmuyorsa onu öyle kabul ederim. Başka bir türe yönelirim. Ama hiçbir şey çözümsüz değildir diye düşünüyorum. Sağ kolumu kullanamıyorum mesela. Ameliyat sırasında köprücük kemiğim kırıldı ve kaynamadı. Tamam, onu kullanamıyorum fakat sol elle resim yapmaya çalışıyorum.

“CEMAL SÜREYA’NIN 50 BİN TANE YÖNÜ VAR”

Cemal Süreya’nın kızı olarak kendi gözünüzden ünlü şairi nasıl anlatırsınız?

Nasıl tanımlarım? Onun da 50.000 tane yönü var. Yani her insanın 50.000 tane yönü var. Ben şair Cemal Süreya’yı bilmiyorum. Çünkü biz bir aileydik. Biz bir ailede çocuklarla, torunlarla ondan sonra dertlerimizle… O bizim abimiz, babamız, arkadaşımız, dedemiz, her şeyimizdi. Ben aile içindeki Cemal Süreya’yı biliyorum. Zaten o da şair arkadaşlarını ya da iş arkadaşlarını eve getirmezdi. Ev onun için ayrı bir alandı; aile yaşantısı, ailenin içinde olmak… Bu onun ayrı bir bölümüydü. Ben onun o bölümünü biliyorum. Aile olarak, Allah’ım bir curcuna, şarkılar, türküler, tekerlemeler… Herkesin derdiyle tek tek ilgilenir. Dedim ya O, hem baba hem abi hem dede hem arkadaş, o öyle bir şeydi. İşte belli günler, annemle O’nun ayrı evi vardı, benim ayrı evim vardı. Kız kardeşimin de ayrı evi vardı. Ama haftanın birkaç günü hep bir araya gelirdik. Bazen onun evinde, bazen bizim evde. Hem duygusal, hem neşeliydi. Her şeye bir espri katardı. Ama tabii ki çok duygusaldı.

“KANSERLE BERABER YAŞIYORUM”

Kanseri yenmiş güçlü bir kadın olarak birçok kanser hastası için örnek olduğunuz kadar umut da oldunuz. Süreci anlatır mısınız?

Öncelikle şunu söyleyeyim; kanser yenilmez. Onu yenmek diye bir şey söz konusu değil. On sene sonra, on beş sene sonra çıkar, bir ay sonra tekrarlar. Karşınıza hep çıkar. Onu yenmek diye bir şey yok. Ben kendime böyle dedim: Yenmiyorum, onunla savaşmıyorum. Ben onunla beraber yaşıyorum, hayatımın bir parçası. Yani normalde bir insan, mesela başı ağrısa ay başım ağrıdı der, gider bir aspirin atar, iyileşir geçer. Ama bizler başımız ağrısa, Allah’ım beynime mi sıçradı? İshal olsak, aman kolon kanseri mi başladı? Göğsümde bir ağrı olsa, memeye mi sıçradı? Biz onunla beraber yaşıyoruz, her an beraber… Yani diğer insanlardan en büyük farkımız belki de bu. Onunla beraber yaşıyoruz. Ben onu yeneceğim dediğin zaman; o, illa ki gidiyor, ya midende ya boynunda ya kulağında, ben buradayım diyor.  Ben beraber yaşamayı seçtim, beraber yaşıyorum. Bu aralar iyi geçiniyoruz.

“OLUMLU DÜŞÜNMEK ÖNEMLİ”

Kanser hastaları için ne önerirsiniz? 

Kanserle beraber yaşamayı öğrenin, onu yenmeye çalışmayın. Kanseri yenmeye seçmeyi çalışmak saçma olmuyor mu? O zaman başınızdaki keli kabul edemiyorsunuz. Vay, saçım yok diye ağlıyorsunuz. Ya da vay memem yok diye ağlıyorsunuz. O artık sizinle, bir ömür boyu sizinle yaşayacak bir şey. Onun için onu kabullenmek lazım. Evlilikten daha ağır bir bağ, o yüzden beraber yaşamak lazım. Yoksa onun getireceği yan etkiler, sizi yer bitirir. Böyle düşünüyorum. Çünkü her şeyinizi kaybediyorsunuz, çevrenizi, çevrenizdeki insanların size bakış açısını… Sizin kendi kendinize bakışınız, her şeyi alt üst ediyor, dümdüz ediyor. Yeni bir hayata başlıyorsunuz. “Ben çenemden de, yamuk suratımdan da ölürdüm ya. Hele bir kadın için böyle bir yamuk surat… Yani inanın çok zor. Kabullenmezseniz ya akıl hastanesine, ya toprağın altına…” gibi düşünceler insanı bitirir. Olumlu düşünmek ve kanserle yaşamayı öğrenmek gerekir.

Ören Yeri Sanat Evi

“KANSERLE DANS DERNEĞİ BENİM YANIMDAYDI”

Olumlu düşünmek derken biraz açabilir miyiz? 

İnsanlar hayata pozitif bakabilmeli. Bu bir kelime olmaktan çıkıp yaşam biçimi haline gelmeli. Yaşam biçimi haline getirmemiz lazım. Yoksa dertlenecek, dibe batacak o kadar büyük sorunlar var ki… Eğer bunun altında kalkarsak, yani olumluya dönüştürmezsek bunu hayat zaten çok zor. Bir de olumsuz düşünürsek; çekilmez hale gelir. Bu hayat gerçekten yaşanmaya değer be! Yani sizinle sohbet edebilmek bile çok güzel bir şey. Gözlerinizdeki pırıltı… Yani böyle işte. Bu arada şunu da söylemek istiyorum. Birçok dernek var; Kanserle Dans Derneği, Onkoloji Mücadele… Yani bu insanlarda çok büyük mücadeleler veriyorlar. Onlara da ayrıca teşekkür ediyorum. Özellikle Kanserle Dans Derneği benim kanser hastalığımın başlangıcından beri elimden hep tuttu, hep yanımdaydı. Geçtiğimiz günlerde Çağan Gelişim ve Sanat Akademisi’nin bir etkinliğine katılmıştım. Burada gönüllü çalışmaları olan Serdal Bey, “alışveriş değil veriş alış” demişti. Çok doğru, siz bana bilgi verirseniz ben alabilirim, ben size bir bilgi veririm, siz alırsınız. Sivil toplum ve gönüllülük faaliyetlerine de ben böyle bakıyorum.

“BEN AHMET ARİFLER, YAŞAR KEMALLERLE BÜYÜDÜM”

Sanatçı kimliğinizle de sevenleriniz tarafından takip ediliyorsunuz? Hem sanatınız hakkında hem de Cemal Süreya’nın kızı olarak neler söylemek istersiniz?

Benim babam da böyle bir çevreden geliyordu. İlkokul 5 dönemimde Ahmet Arifler, Yaşar Kemaller hep ben onlarla büyüdüm. Yani kulaktan dolmada olsa mutlaka onlardan, o sohbetlerden bir şeyler almışımdır. Ruhi Su falan onlar babamın arkadaşlarıydı. Bizim evimiz hep dolar taşardı. Öyle bir aile çevresinde büyüdüm ben. Ama tabii ki sonradan insan kendini geliştirilebiliyor, yetiştirilebiliyor.

Kitap yazmayı düşündünüz mü?

Her insan kitap yazabilir. Babam her zaman şunu derdi, her insan yalansız bir şekilde hayatını yazsa roman olur.

“ARKADAŞIMIN ÇALIŞMASINA TUVAL OLDUM”

Hayatınızı nasıl kazanıyorsunuz? 

Ben şu ana kadar hayatımın desenler, resimler yaparak, sergiler açarak kazandım. Ama şimdi bu durumdayken bir dükkan da falan çalışmıyorum. Çünkü yüzümden korkuyorlar ve çekiniyorlar. O yüzden ben hala devam ediyorum. Ama bunu benim yerime başka arkadaşlar satıyorlar. Başka bir arkadaşımın çalışmasında canlı tuval oldum. Orada yine Kanserle Dans Derneği’nin etkinliğinde kansere farkındalık adına yapmıştım. Didim’de henüz kesin değil ama bağlantılar kurmaya çalışıyorum. 3 günlük bir sanat etkinliği düşünüyorum. Bu sanat etkinliğinde hem kendi eserlerim hem bir arkadaşımın şiir söyleşisi hem Nuran’ın eserleri hem Çağan Akademi gibi üç gün sürecek etkinlik planlıyorum. O 3 günü bu türlü çeşitli etkinliklerle planlıyorum, İnşallah başarırım.

“KANSER SÜRECİNDE HİÇBİR İLACIM YOKTU, SANAT BENİM İLACIM OLDU”

Sanatla uğraşmanızın kanser hastalığınızın olumlu geçmesinde bir etkisi var mıydı?

Kesinlikle oldu. Bir kere sanat ayrı bir şey… Para, pul hepsi geçiyor. Ama siz sanatınızla var oluyorsunuz. Sanat böyle bir şey… İster resim olsun, ister müzik olsun, ister şiir… Kanser, her şeyi yıktı ama yerine yeni şeylerde koydu. Tabii eskiden kalan şeyler yine var oldu ama yeni şeyler de koydu. Kanser sürecinde hiçbir ilacım yoktu ama sanat benim ilacım oldu.

Çağan Gelişim ve Sanat Akademisi

“NURAN HANIM EN YAKIN ARKADAŞIM”

Nuran Hanım ile iyi bir arkadaşlığınız var. Denizli Güncel Sağlık okuyucuları bu arkadaşlığın nasıl geliştiğini merak ediyor, açar mısınız?

Nuran Hanım’ın eşinin kanser olduğu süreçte ben de kanser hastalığına yakalandım. Bir süre geçti ve en yakın arkadaşım olan Nuran Hanım, eşini kaybetti. Bir gün Nuran Hanım yanıma gelmişti. Karşılıklı bir süre bakıştık ve “sen mi bana, ben mi sana ağlayacağız” demiştim. Uzun süre birlikte sarılmıştık. Nuran Hanım ile sık sık görüşmeye devam ediyoruz. Şöyle oldu onu da anlatayım bu arada. Toplantılarda falan anlattım ama. Bilmiyorum, atlamış olabilirsiniz. Torunumla pazara gidiyoruz. Sonra herkes garip garip bakıyor. Torunumda 10 yaşında falan. Torunum atarlanıyor: “Babaanne sana ne bakıyorlar bunlar ya!?” En sonunda dayanamadım. Tuttum onu, kolundan çektim: “Bak dedim, ben kanserden önce çok güzel bir kadındım. Bana bakarlardı. Şimdi çirkinim, yine bakıyorlar. Ben alışkınım boşver.” dedim. Böyle bakıyorum, hayata böyle bakıyorum.

“İNSANLAR BAZEN HAYATI KENDİNE ZEHİR EDİYORLAR”

Son olarak, eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Yani, ben 8 senedir yemek yemiyorum. Sadece mamayla besleniyorum. Ama insanlar önlerine aynı yemeği iki kez getirdiği zaman ben bunu yemem diye atıyor. Ya da insanlar ay ben şişmanladım yemek yiyemeyeceğim. Ay, burnumun içinde sivilce çıktı gibi şeylerden hayatı kendilerine zehir ediyorlar. Bunların çok dikkat çekmek istedim. Bu röportajlar yayınlandıktan sonra bana çok mail geldi. Ben Pazar günü dışarı çıkmıyordum. Sizi okuduktan sonra kendimden utandım ve dışarı çıktım. Kendimden utandım ve iş aramaya başladım. O zaman ben de dedim ki: “Ben de işe yarıyorum.”

Son olarak başta Kanserle Dans Derneği olmak üzere, Ören Yeri Sanat Evi’ne, Onkoloji Derneği’ne, Çağan Gelişim ve Sanat Akademisi’ne ve Denizli Güncel Sağlık Ailesi’ne çok teşekkür ederim.

Cemal Süreya’nın Kızı Gonca Sağnak’ın Yaptığı Çalışmalar

GONCA SAĞNAK’IN ÇALIŞMALARINI ÖREN YERİ SANAT EVİ’NDEN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ

Denizli Güncel Sağlık ekibi olarak Sağnak’ın çalışmaları hakkında bilgi almak için en yakın arkadaşı olan Nuran Çağdaş Ören’e sorduk. Kendisi de içtenlikle cevapladı; 

Gonca Sağnak’ın yaptığı, babası Cemal Süreya’nın eserleriyle donattığı çalışmaları merak edenlerin Ören Yeri Sanat Evi’nden alabileceğini belirten Nuran Çağdaş Ören çalışmalar hakkında bilgi verdi: “One Stroke denen bir teknik var, tek darbe, tek vuruş demek. Bu ise Gonca’nın kendi geliştirdiği bir teknik. One Stroke tekniğiyle yıllardır her şeyi boyar. Bu teknikle bu eserleri çıkardı. Mesela, herkes bu şekilde yapamaz bu kadar kolay. Ancak Gonca, oturur başına alır eline fırçasını ve bu eseri tek fırça darbesiyle bu kompozisyonu oluşturur ve içinden geldiği gibi süslemesini yapar. Tepsilere yapıyor bu eserleri. Biz bunu bu şekilde hediyelik olarak düşündük.”


GONCA SAĞNAK KİMDİR? 

Gonca Sağnak

Türk edebiyatının önemli isimlerinden olan Cemal Süreya’nın kızı olan Gonca Sağnak, Şairin “Bayan en Nihayet” diye adlandırdığı Birsen Sağnak’ın kızıdır aynı zamanda. 60 yaşında olan Sağnak 10 yıl önce yakalandığı cilt kanseri nedeniyle 4 kez ameliyat oldu, 34 kür radyoterapi, 39 kür de kemoterapi oldu. Kanser hastalığını yenen Sağnak, aynı zamanda kanser hastaları için örnek ve umut oldu. Sanatçı kişiliği ile de ön plana çıkan Sağnak, hem eserleri ile hem de sivil topluma desteği ile örnek işlere imza atmıştır. 

Denizli Güncel Sağlık Ailesi olarak Gonca Sağnak’a ve bu güzel röportaj için Ören Yeri Sanat Evi’ni bizlere açan Nuran Çağdaş Ören’e teşekkür ederiz.  

CEVAP VER

thirteen + sixteen =