Lise yıllarımdaki bir iki hatırayı paylaşmak istiyorum. O zaman için internet yoktu, world wide web oluşmamıştı. Ben şanslılardandım, okulumuzda Türkiye’de birkaç kurumda bulunan EARN isimli bir ağ sistemi vardı. Çok kullanılmasa da ODTÜ’nün kütüphanesine bağlanma fikri bile olağanüstü idi. Bir gün bilgisayar üzerinden ışık hızı ile bilgi paylaşılacağını aklımız almıyordu.

Bir gazete haberinde Japonya’da cep telefonu kullanılmaya başladığını okuduk. 5-6 seneye kadar ülkemize de gelecekti. Nasıl yani, telsiz falan tamam da cep telefonu bizce maliyeti çok yüksek olacağı için ancak çok zenginler kullanabilirdi.

Tarih dersindeyiz, orta çağ, yeni çağ, yakın çağ falan konuşuyoruz. Öğretmenimiz dedi ki, “Şimdi ne çağındayız sizce?” Sanayi çağı, genetik çağı, teknoloji çağı, bilişim çağı gibi birçok fikir çıktı. Ama hepimizin hemfikir olduğu bilişim çağı idi.

Sonraki birkaç yıl içinde internet kuruldu. Windows ve mac ortaya çıktı, cep telefonları herkesin erişebileceği fiyatlara düştü. Sonrası da malum baş döndürücü bir hızla artık bilgisayarlar cebimize hatta kol saatlerimize kadar girdi. Bilgisayar ağırlıklı matematik okumuş, öğretmen olmuş bir kişi olarak teknolojiye ayak uydurabiliyor muyum ya da daha önemli soru, ayak uydurmalı mıyım diye kendime soruyorum.

Öğretmen sohbetlerinin birinci maddesi her zaman öğrencilerdir. Son zamanlarda öğrencilerle ilgili konuştuğumuz en büyük problem ise sanal bağımlılık. Teknolojiyi kullanabiliyor olmak ona ayak uydurmak mıdır, yoksa birçok öğrencimizin olduğu gibi bilgisayarın boyunduruğu altına girmek midir? Peki, teknolojiyi kendimize uydurabilir miyiz?

Ülkemizin büyük sorunlarından ikisi de cari açığımız ve dışa bağımlılığımız. Aslında tarım ve maden ürünü gibi hacim olarak fazla ihracat yapıyor olabiliriz ancak tırlarla gönderdiğimiz domatesin yerine bir tane elektronik çip alıyorsak, bilgisayar programlarına milyonlarca dolar lisans ücreti ödüyorsak, yükte hafif pahada ağır yüksek teknoloji ihraç etmiyorsak cari açığı kapatma şansımız da yok, dışa bağımlı olmaktan kurtulma şansımız da.

Karşımızda şöyle bir tablo var. Bilgisayarı sadece kullanan hatta sadece oyun oynayan öğrencilerimiz var. Sanal bağımlılık tıp literatürüne girmiş durumda. Öte yandan yazılım yapamayan, yabancı ülkelerin kodlamalarına ihtiyaç duyan sanayimiz var.

Bizler, ülkenin geleceğine yön veren öğretmenler, idareciler ve eğitim yatırımcıları olarak bu dertle dertlenmeli, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmamızı sağlayacak bilişim ve yazılıma gerekli önemi vermeliyiz. Her şeyi devletten bekleme hastalığımızdan kurtulup özel okullar olarak ipi önce biz göğüslemeliyiz.

Denizli Artı Koleji olarak biz elimizi taşın altına koyduk. 3. sınıftan itibaren öğrencilerimize kodlama ve yazılım öğretiyoruz. Bilgisayarı kullanan değil bilgisayarda üreten, teknolojiye ayak uydurmuş değil teknolojiyi kullanarak üretim yapan öğrenciler yetiştiriyoruz. Zekâsı ile övündüğümüz milletimizden neden bir Bill Gates bir Steve Jobs çıkmasın? Zuckerberg’in Türk evladından fazlası nedir?

Özet olarak bilinçli tüketim her yerde olduğu gibi bilgisayar sektöründe de çok önemlidir. Özel olarak da okullarda çocuklarımız kodlama ve yazılımla tanıştırılmalıdır.

Alptekin ÖZDEMİR – Artı Koleji Müdürü